Küresel Belirsizliklerden Geçerken Dayanışma ve Ortak Aklın Önemi
İyilik, paylaşma ve yardımlaşma duygularının en yoğun şekilde hissedildiği bir Ramazan ayını ve aynı manevi iklim içerisinde idrak ettiğimiz Ramazan Bayramı’nı geride bıraktık. Ramazan boyunca iştirak ettiğimiz iftar programlarında, bir yandan sektörümüzün güncel meselelerini istişare ederken, diğer yandan kardeşlik, muhabbet ve dayanışma duygularıyla aynı sofrada buluşmanın huzurunu yaşadık. En büyük temennimiz; bölgemizde silah seslerinin duyulmadığı günlere bir an evvel kavuşmaktır.
Mart ayı, küresel ölçekte olduğu kadar ülkemiz açısından da son derece kritik gelişmelere sahne oldu. 28 Şubat itibarıyla ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, aradan geçen süreye rağmen etkilerini derinleştirerek hissettirmeye devam etmektedir. Ortadoğu’da giderek yoğunlaşan bu çatışma ortamı, özellikle Hürmüz Boğazı’nı küresel dengelerin merkezine yerleştirmiştir. Dünya enerji ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu stratejik geçit, artık yalnızca bir ticaret yolu değil; askeri, ekonomik ve diplomatik güç mücadelesinin kesişim noktası haline gelmiştir.
Her ne kadar ABD tarafından İran’ın enerji tesislerine yönelik saldırıların ilk önce 5 gün, ardından 6 Nisan’a kadar geçici süreyle durdurulacağı yönündeki açıklamalar piyasalarda kısa süreli bir iyimserlik oluşturmuş olsa da bölgeye yönelik askeri sevkiyatlar ve karşılıklı hamleler, sürecin çok hassas bir dengede ilerlediğini göstermektedir.
Bu gelişmeler, küresel ekonomide ciddi dalgalanmalara yol açabilecek bir türbülans riskini de beraberinde getirmektedir. Temennimiz; daha fazla yıkım ve insani kayıp yaşanmadan, diyalog kapılarının açılması ve kalıcı bir çözüm için müzakere sürecinin başlatılmasıdır.
Böylesi bir küresel atmosferde, gözler Ortadoğu’ya çevrilmişken, ülkemizin en stratejik suyollarından biri olan İstanbul Boğazı’na yalnızca 14 mil mesafede gerçekleşen saldırı da endişeye neden olmuştur. 140 bin ton ham petrol yüklü Türk sahipli bir tankere yönelik gerçekleştirilen bu saldırı sonucunda herhangi bir can kaybı yaşanmamış olması en büyük tesellimizdir. Gemi personeline ve sahiplerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Söz konusu hadiseyi; deniz ticaretinin güvenliği, seyrüsefer emniyeti ve çevresel riskler açısından çok boyutlu değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Devletimizin ilgili kurumlarının gerekli incelemeleri titizlikle yürüttüğüne ve ihtiyaç duyulan tedbirlerin hızla hayata geçirileceğine olan inancımız tamdır.
Bu önemli gelişmeler olurken, Oda olarak çalışmalarımızı Mart ayında da yoğun bir şekilde sürdürdük. Üyelerimizden gelen talepler doğrultusunda gemi acenteliği yenileme eğitimlerine ilişkin yaşanan aksaklıkların giderilmesi amacıyla ilgili kurumlar nezdinde girişimlerde bulunduk ve bu sürecin yeniden başlatılmasını sağladık. Nisan ayı içerisinde İstanbul, İskenderun, İzmir ve Karadeniz Ereğli şubelerimizde gerçekleştirilecek eğitimlerin önemli bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyorum.
Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan AB Endüstriyel Denizcilik Stratejisi ve AB Limanlar Stratejisi de sektörümüz açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir diğer önemli gelişme olmuştur. Avrupa Birliği ile güçlü ticari bağlarımız ve yüksek entegrasyon düzeyimiz göz önünde bulundurulduğunda, bu stratejilerin sunduğu fırsatların doğru analiz edilmesi ve sektörümüzün yeşil ve dijital dönüşüm sürecine etkin şekilde adapte olması büyük önem taşımaktadır.
Netice itibarıyla hem küresel ölçekte yaşanan gelişmeler hem de sektörümüze ilişkin dinamikler, bizlere dayanışmanın, sağduyunun ve ortak aklın ne denli hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Fırtınalı denizlerde yol alırken, güvenli bir gelecek için sorumluluk almayı ve üyelerimizle birlikte hedeflerimize doğru kararlılıkla ilerlemeyi sürdüreceğiz. Kalın sağlıcakla…
