Küresel gerilim tırmanırken deniz ticaretinde riskler artıyor
Yılın ikinci ayını geride bırakırken, birbiri ardına gelişen baş döndürücü gelişmeleri ibretle izliyoruz. Küresel ekonomide korumacılık eğilimlerinin güçlendiği ve ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, şubat ayının son gününde ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırısı Orta Doğu’da belirsizlikleri daha da artırdı. İran’ın karşılık olarak Körfez ülkelerine füze saldırıları, yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda küresel ticaret ve enerji arzı açısından da son derece kritik bir gelişme olarak karşımıza çıktı.
Özellikle Hürmüz Boğazı’na ilişkin risklerin artması, dünya ticaretinin en stratejik geçiş noktalarından birinde ciddi bir kırılganlık oluşturdu. Küresel petrol ticaretinin önemli bir bölümünün bu hat üzerinden gerçekleştiği dikkate alındığında, sevkiyatların durma noktasına gelmesi; enerji fiyatlarından navlun piyasalarına kadar geniş bir alanda dalgalanma yaratabilecek riskleri barındırıyor.
Dünya ticareti hâlihazırda korumacılık ve tarifeler nedeniyle baskı altındayken; jeopolitik risklerin enerji arz güvenliğini tehdit etmesi, şüphesiz küresel tedarik zincirleri üzerinde ikinci bir şok etkisi yaratma potansiyeli taşıyor. Belirsizliklerin arttığı bu süreçte, sağduyunun ve diplomatik kanalların öne çıkmasını temenni ediyor, özellikle yakın coğrafyamızda yaşanan sıcak savaşların bir an önce son bulmasını diliyorum.
Küresel denizyolu taşımacılığında 2026 yılının zaten belirsizliklerin öne çıkacağı bir dönem olacağı öngörülüyordu. Son gelişmeler doğrultusunda özellikle Hürmüz hattında yaşanmaya başlanan aksama; enerji taşımacılığında rota değişikliklerini gündeme getirip, kısa vadede bazı segmentlerde navlunları desteklese de küresel ticarette genel bir yavaşlama riskini beraberinde getirecektir. Artık ticaretin yalnızca ekonomik parametrelerle değil, jeopolitik gelişmelerle anlık yön değiştiren bir yapıya sahip olduğu gerçeğini dikkate alarak, planlarımızı ve stratejilerimizi bu gerçeklik çerçevesinde şekillendirmemiz gerekiyor.
Türkiye’nin coğrafi konumu, güçlü filo kapasitesi ve gelişmiş liman altyapısı önemli avantajlar sunarken, bu avantajların sürdürülebilir rekabet gücüne dönüşebilmesi için ticaret politikalarının denizcilik stratejileriyle eşgüdüm içinde yürütülmesi büyük önem taşıyor. Yeni küresel düzende, yalnızca gelişmeleri izleyen değil; ticaret yollarını, lojistik merkezlerini ve uluslararası gelişmeleri stratejik bakış açısıyla değerlendiren ülkelerin öne çıkacağı gerçeğini aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
Hamdolsun Türkiye, etrafı sıcak çatışmalar ve istikrarsızlıklarla çevrili bir coğrafyada yer almasına rağmen, siyasi ve ekonomik istikrarını koruyarak bölgesinde güven unsuru olmaya devam ediyor.
Karadeniz’den Akdeniz’e, Orta Doğu ve Kafkasya’ya uzanan geniş bir hinterlandın merkezinde bulunan ülkemiz; güçlü devlet geleneği, etkin diplomasi kapasitesi ve sağlam kurumsal yapısıyla güvenilir bir liman özelliğini koruyor. Ramazan ayının mübarek günlerinde Yüce Rabbim’den, bu aziz vatanı ilelebet payidar ve muzaffer eylemesini niyaz ediyorum.
Şubat ayında da faaliyetlerimizi yoğun biçimde sürdürdük; küresel ve bölgesel gelişmeleri yakından takip ederken farklı ülkelerin temsilcileriyle bir araya gelerek iş birliği imkânlarını değerlendirdik ve sektörel gelişmeleri üyelerimizle paylaştık.
Ramazan vesilesiyle düzenlediğimiz geleneksel iftar programımızda camiamızla bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadık. Bizleri aynı sofrada buluşturan yalnızca bu mübarek ayın bereketi değil; aynı zamanda birbirimize duyduğumuz sevgi ve muhabbet duygusudur. Bu birlikteliğin daim olmasını temenni ediyor, Ramazan ayı içerisinde idrak edeceğimiz Kadir Gecesi’nin kalplerimize huzur, işlerimize bereket, ailelerimize ve ülkemize hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
Denizcilik camiamızın Ramazan Bayramı’nı kutluyor, sağlık ve esenlikdolu günler diliyorum. Kalın sağlıcakla…
